Kanal 7 – İskele Sancak Programı, AB İlerleme Raporunun Değerlendirilmesi

ONUR ÖYMEN
KANAL 7 – İSKELE SANCAK
10 Aralık 2004

Sunucu- Sayın Öymen sizce de Türkiye’nin yararına mıdır bu son dönemeçte kopan gürültü, çıkarılan yaygara ve buradan biz istediğimizi alarak çıkabilecek miyiz?

Onur ÖYMEN- Gerçekçi olmak gerekirse bu son gelişmeleri Türkiye’nin yararına olarak vasıflandırmak için biraz hayal gücüne ihtiyaç var. İşin gerçeği şu ki, uzunca bir zamandan beri AB’nin içinde Türkiye’nin üyeliğini benimsemeyen bazı önemli siyasi partilerin, hükümetlerin, siyaset adamlarının olduğu biliniyordu. O bakımdan bu taslaklar bizim sürpriz olmadı. AB’de Türkiye’ye üyeliğin daha altında öz statü verilmesi istediğini açıkça ilan eden siyasi partiler vardı başka Alman Hıristiyan demokrat partiler olmak üzere. Bunlar yalnız karşı çıkmakla kalmadılar büyük bir kampanya yaptılar. Alman Hıristiyan demokrat partisinin lideri gitti Fransa’da, Paris’te Cumhurbaşkanı Shark’la görüştü. Bütün liderlerle temas etti ve sonunda muhafazakar partiler Avrupa’da Avusturya Başbakanı …………..’i görevlendirdiler. Muhafazakarların ortak görüşünü saptayıp bu zirve kararına yansıtmak üzere ve onlarında ortak görüşü öyle anlaşılıyor ki çoğunluğunun hiç değilse görüşü tam üye değil de özel statülü bir üye olmasına kapıyı açık bırakacak bir karar metninin hazırlanması.

Şimdi o bakımdan bu metinler bizim için sürpriz olmadı. Komisyonun zaten tavsiyesini dikkatle okuyacak olursanız o 250 sayfalık belgeyi biz dikkatle okumaya çalıştık. Orada bu sefer karar tasarılarına yansıyan görüşlerin hemen hepsi var. Yani bunların hiçbiri ilk defa ortaya çıkıyor değil bu görüşler.

Sunucu- Sürpriz değil o zaman.

Onur ÖYMEN- Kesinlikle değil. Şimdi bunu engelleyebilir miydik, bunu önleyebilir miydik? Bu tartışılabilir bir konudur. Şurasını itiraf etmek lazım ki, Türkiye aleyhtarı cereyanlar oldukça güçlüdür. Mesela Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı ve Avrupa’nın yeni Anayasasını hazırlamakla görevli konvansiyonun başkanı olan ……………….. diyor ki Türkiye’nin üye olacağı gün AB’nin son günü olacaktır diyor. Şimdi karşınızdaki insanlar bu zihniyette insanlar. Bunlarla mücadele etmek gerekiyor. Kamuoylarını etkilemişler. Yani Avrupa ülkelerinin kamuoyunda Türkiye aleyhinde olanların oranı lehinde olanlardan çok daha fazla.

Sunucu- Bizi istemeyenler daha çok o zaman.

Onur ÖYMEN- Daha çok. Şimdi bu mücadelede bizim lehimize olan unsurlarda var. Çünkü şimdiye kadar AB’nin aldığı bazı kararlar var ki, bunlar Türkiye’nin üyeliği doğrultusunda. Daha 1963 yılında imzalanan ortaklık anlaşmasının 28. maddesi açık bir şekilde bu anlaşmanın hedefinin Türkiye’nin tam üyeliği olduğunu söylüyor. O bakımdan biz o tarihten buyana acaba üye olur muyuz, olmaz mıyız? Tartışmasını yapmıyorduk. Hangi koşulları yerine getirirsek ne zaman üye oluruz? Bunun tartışmasını yapıyorduk. Ama birkaç aydan beri belki 6-7 aydan beri Alman Hıristiyan demokratlarının başını çektiği bir akım açıkça Türkiye’nin üyeliğine karşı çıktı. Bunlar destek buldular. İşin en hazin tarafı Fransa hükümeti son aylarda çok açık bir şekilde Türkiye’nin üyeliğine karşı çıktı. Başbakanları Raferen geçenlerde mecliste yapılan toplantıda diyor ki, Türkiye üyeliğe hazır mı? Hayır değil diyor. AB hazır mı? Değil. Yarın Türkiye hazır olacak mı? Yarında olmayacak. Peki yarın biz hazır olacak mıyız Avrupa olarak? Yarın bizde hazır olmayacağız. E ne yapacağız? Bu meseleyi tarihe bırakalım diyor. Şimdi bunu söyleyen başbakan.

Sunucu- Bu oyunu niçin oynadık o zaman?

Onur ÖYMEN- Şimdi biz öteden beri uyarıyoruz. Dikkatle izlemişsinizdir eminim. Medyalardan bizim görüşlerimizi biz bu sıkıntılara öteden beri dikkat çekiyoruz ve diyoruz ki, bu güçlüklerle, bu engellerle baş edebilmek için bizim kararlı bir tavır izlememiz lazım. Böyle alttan alarak, yumuşak davranarak, her denilene evet diyerek bu meseleyi çözemeyiz. Onun için Türkiye anlaşmalardan da doğan, daha önceki zirve kararlarından da doğan haklarını sonuna kadar savunmalıdır diyoruz. Türkiye’ye ikinci sınıf bir devlet muamelesi yapılmasına müsaade etmemelidir diyoruz.

Şimdi ilk defa hükümet son birkaç gündür bunu memnuniyetle görüyoruz. Ciddi bir tepki göstermeye başladı. Ama şimdiye kadar bizim gördüğümüz daha çok komisyon raporu yayınlandıktan sonra bile daha yumuşak, böyle nasıl olsa bu iş yoluna girer, hep böyle olur, böyle taslaklar çıkar. Sonunda işte doğru bir sonuca varılır gibi bir iyimser yaklaşım içindeydi hükümet. Biz belki biraz onlara daha kötümser gözüküyorduk ama öyle anlaşılıyor ki, gerçekler maalesef keşke biz yanılsaydık. Gerçekler bizim tahmin ettiğimiz şekilde ortaya çıkıyor. Bunun çeşitli sebepleri var. Yani bir sebebe bağlamak doğru değil belki. Ama şunu da söylemeden edemeyeceğiz. Gelişmeler geçen yaz aylarına kadar bizim beklediğimizden daha iyi yönde gidiyordu. Aleyhimizdekiler pek ses çıkaramıyordu. Mesela Fransa’dan böyle sesler çıkmıyordu. Üstü kapalı bir kutu gibiydi Fransa Filvaki ama bu kadar tepkiler çıkmıyordu. Bir tek Avusturya’da çıkıyordu. Orada Hayderin partisinin filan tavrını biliyoruz. Biz işte Sayın Yakış’la beraber Hollanda’ya gittik. Bugün en sıkıntı veren ülkelerden biri Hollanda. Orada bile ciddi bir tepki görmedik. Fakat bu yaz aylarında belli ki bazı olayları istismar ederek aleyhimizdeki gruplar büyük bir Türk aleyhtarı kampanya başlattılar. Bunların başında maalesef hiç gereksiz ve zamansız olan bizce bu zina tartışması geldi. Paris’e gittik işte beraber arkadaşlarımızla, AKP’li milletvekilleriyle bize Fransız parlamentosunda aynen şunu söylediler. Bizim dostumuz olan senatörler ve milletvekilleri aynen şunu söylediler. Dediler ki, bu zina tartışması ne kadar büyük bir tahribat yaptığını tasavvur edemezsiniz. Aleyhinizdeki insanlara fırsat verdiniz. Lehinizdeki insanları da konuşamaz duruma getirdiniz. Hiç gerek yoktu buna dediler. Kendi ayağınıza ateş ettiniz dediler. Şimdi bunun nasıl altından kalkabileceğimizi bilemiyoruz dediler. Bunun ne kadar etkisi olmuştur. Yani bir ölçüde olduğu muhakkak. İtalya’da da bize aynı şeyi söylediler, Portekiz’de de söylediler, başka ülkelerde de söylediler. Neticede bu zina tartışması doğrusunu isterseniz çok olumsuz bir etki yaptı. Ama tabi bir tek buna bağlamak doğru değil. Belli ki, aleyhimizde zaten öteden beri var olan gruplar, akımlar, eğilimler bunu fırsat bildiler. Belki bir iki olayı daha fırsat bildiler. Ve bunu bir kampanya haline dönüştürdüler. Yani biz diğer ülkelerin adaylığını da geçmişte izledik. Doğrusunu isterseniz ben hiçbir ülke aleyhine bu kadar yoğun bir kampanya yapıldığını hatırlamıyorum. Bir tek İngiltere girerken Fransa Dogol o zaman işte İngiltere Amerika’nın uzantısıdır gerekçesiyle iki kere veto etmişti. Ama o zaman bile İngiltere aleyhinde Avrupa çapında böyle bir kampanya olduğunu hatırlamıyoruz. Türkiye aleyhine kitaplar yazılıyor. İnanamazsınız. Yani Türkiye üye olmasın diye kitap yayınlıyorlar. Fransa’nın ünlü profesörlerinden biri AB komisyonu başkanlığının kaleminde çalışmış iki yıl. Kitap yazdı geçenlerde Türkiye’yi hiçbir şekilde almamak lazımdır diye. Yani biz bunlarla mücadele ediyoruz.

Sunucu- Türkiye karşıtları şuan daha etkin durumdalar diyorsunuz. Şunu da bir açıklığa kavuşturalım Sayın Öymen. Eğer kırmızı hatlarımız konusunda bir dayatmayla karşılaşırsak 17 Aralık’ta müzakerelere başlamamamız gerekir şeklinde bir görüş var. Müzakerelere başlamamak AB sürecini kesmek, ipleri koparmak anlamına mı geliyor? Yoksa başka bir alternatif seçenekte var mı?

Onur ÖYMEN- Bunu söyleyeyim müsaade ederseniz. Fakat değerli dostum yavru muhalefetin temsilcisi Sayın Nusret Kandemir arkadaşımdan biri iki köklü ve yavru muhalefet konuğundaki bugün partiden bir iki atıf oldu ana muhalefetin görevine ve rolüne. Zannediyorum ki, basının CHP’nin sözlerini yeterince yansıtmamayı adet edinmesi nedeniyle en yakın dostlarımız bile herhalde bizim mesajlarımızı duyamamış olacaklar.

………………..- Biz basından şikayetçi değiliz. Biz bizzat gidip halkımıza mesajımızı veriyoruz.

Onur ÖYMEN- Şimdi halkımız bizim mesajımızı gayet iyi anlıyor. Bizim mesajımız gayet basit. Biz diyoruz ki, AB üyeliği milli bir davadır. Bu konuda ortak bir hedef etrafında kilitlenmemiz lazım. Onun için biz iktidarın anayasa değişikliği, yasa değişikliği önerilerini gerçekten kuvvetle destekledik ve bunu da görev saydık. Yani Türkiye’nin AB üyeliği için zorunlu olan yasa değişikliğine karşı çıkmayı, ucuz muhalefet yapmayı biz doğrusunu isterseniz içimize sindiremezdik. Bu Türkiye’nin ulusal çıkarlarının gereğidir ve bizde o gereği yaptık. Ama aynı zamanda yorum ve eleştiri görevimizi de tam olarak yaptığımız kanısındayız. Vicdanımız müsterih. Yani şunu söyleseydik, keşke niye söylemedik diyeceğimiz tek bir konuyu hatırlamıyorum ben. CHP olarak ne dedik? Demin örneğini verdim zina konusunu. Zina konusunda biz uyarmadık mı hükümeti? Hatta meclis tatile çıkmasın, birkaç gün daha duralım ve şu şeyden vazgeçin demedik mi hükümete? Hükümet bizi dinlemedi gitti Brüksel’de tepki görünce vazgeçti. Ama biz uyarmadık mı hükümeti? Onun dışında komisyon raporu yayınlandığı anda biz bunun çok ciddi sakıncalar taşıdığını söylemedik mi? Tek tek madde madde sıralamadık mı? Hükümete buna karşı tavır alması gerektiğini söyleyen biz değil miyiz? CHP olarak bana bir tek örnek verin ki o konuda biz görevimizi tam yapmamış olalım. Mecliste söyledik, basın toplantıları yaptık, konferanslar verdik, televizyonlarda söyledik. Bütün bunları anlattık. Şimdi içinde bulunduğumuz durumu çok açık konuşalım. Sizin sorunuzun cevabını vermek için söylüyorum.

Şimdi bugün bulunduğumuz durumdan biz bir övünç payı, bir mutluluk payı, bir keyif çıkaracak durumda değiliz. Şuanda bizim içinde bulunduğumuz durum hazin bir durumdur. Hiçbir aday ülkeye reva görülmeyen bir durum Türkiye’ye reva görülmektedir. Hiçbir aday ülkeye özel statü önerilmemiştir. Bunu bize öneriyorlar. Yani biz ki, 40 seneden beri tam üyelik hedefine dayalı olarak anlaşmalar yapmışız, 40 yıldan beri bize demişler ki, üyelik sizin elinizdedir. Şu şu koşulları yerine getirirseniz üye olacaksınız. Son gün tam maçın bitmesine 5 dakika kala diyorlar ki, oyunun kuralları değişti. Siz elinizden gelen herşeyi yapsanız da biz size ancak özel statü verebiliriz. Şimdi bunu içimize sindirebilir miyiz? Buna tepki göstermeyecek miyiz? Şimdi ne diyor önümüze konular kağıtta? Diyor ki, insanlarınızın serbest dolaşımına sürekli kısıtlama getirebiliriz. Yani bu demektir ki, sizi üye yapmayacağız. Çünkü bir tane üye var mıdır ki, insanlarının serbest dolaşımına sürekli kısıtlama getirilsin.

İkinci kağıtta ve üçüncü kağıtta daha ağırlaştırıyor. Tarıma diyor sürekli kısıtlama getirebiliriz. Sosyal politikalara sürekli kısıtlama getirebiliriz. Böyle bir üyelik olabilir mi? Yani siz üye olacaksınız, ondan sonra vatandaşlarınız hala vize alarak Avrupa’ya gidecek. Böyle bir durum olabilir mi?

Şimdi bizim hükümete eleştirimiz şu; baştan beride söyledik, bugünde söylüyoruz. Diyoruz ki, hükümete böyle bir metin önünüze geldiği zaman, hatta komisyon raporunda buna benzer ifadeler geldiği zaman hemen tepki göstereceksiniz ve diyeceksiniz ki, bunu kesinlikle kabul edemeyiz. Bununla biz yola çıkamayız. Buna masaya oturamayız. Çünkü böyle bir metinle masaya oturduğunuz anda kendiliğinizden ikinci sınıf bir devlet olmayı, özel statülü bir devlet olmayı kabul etmişsiniz demektir. Size diyecekler ki yarın bu kağıdı bile bile siz masaya oturdunuz demek ki, siz bunu içinize sindirdiniz. Biz ne diyeceğiz o zaman? Şimdi o bakımdan bizim şuanda.

……………….- Ama daha oturmadı kimse masaya.

Onur ÖYMEN- Onun için biz diyoruz ki, Türkiye’yi tam üyeliğe götürmeyeceği işaretini veren bir kağıtla masaya oturamayız. Bunu çok söylüyoruz.

………………- Ama bu hep tartışmaya açık olacak.

Onur ÖYMEN- Tartışmaya açık olmaz. Hiçbir ülkeye reva görülmemiştir. Hiçbir ülkeye böyle bir kağıt konulmamıştır önüne.

……………- İlerleme raporu da aşağı yukarı şimdi yarın çıkacak olan 17 Aralık’taki çıkacak olan rapordaki olumsuzlukları içeriyor. Biz onu sindirdik.

Onur ÖYMEN- Efendim sindiremedik, biz sindirmedik. Biz CHP olarak hiçbir zaman sindirmedik. Ama ne oldu? Şunu üzüntüyle söylemek zorundayım. Bu komisyon raporu yayınlandığında iki saat sonra Sayın Başbakan demeç verdi. Bu raporu biz olumlu ve dengeli buluyoruz dedi. Ne zaman okudunuz, kim tercüme etti de size özetledi bunu önünüze koydu bu kadar kısa zaman içinde. Bu kadar olumsuzluklar olan bir raporu nasıl olumlu karşılarsınız? İçinde neler var? Yani Sayın Güzel’in de dikkatini çektiğinden eminim. İçinde Öcalan’ı yeniden yargılamak için yasalarınızı değiştiriyor diyor. Dicle ve Fırat üzerindeki barajların ve sulama tesislerinin uluslararası denetime sokulmasını düşünebiliriz diyor. Ermenistan sınırını açın diyor. Ermenistan’la kendi tabirleriyle 1915-16 yıllarında yaşanan trajik olaylar konusunda uzlaşmaya varılıyor. Ayni düzgün Türkçe’si jenositi kabul edin. Güney Kıbrıs’ı tanıyın diyor. Daha ne desin? Ve siz buna karşı diyorsunuz ki, bu olumlu ve dengeli bir rapordur. Şimdi biz bunu söyledik. O zamanda buna tepki gösterdik. Belki o sırada Sayın Kandemir yeterince izleyememiş olabilir.

……………- Ben çok çok iyi izliyorum. Hele sizi fevkalade izliyorum, her tarafta görünüyorsunuz çünkü. Zaten muhalefet olarak da çok iyi izliyoruz her ikinizi.

Onur ÖYMEN- Şimdi bütün bunları söylememize rağmen hala muhalefet görevini yapmadı veya uyarmadı diyemeyiz.

…………………..- Benim söylediğim hükümete ne yapması gerektiğini sizin bu akil telkinlerinizi tam olarak intikal ettiremediğiniz diyorum.

Onur ÖYMEN- Tam olarak intikal ettirdik. Sayın Dışişleri bakanını Avrupa uyum komitesine davet ettik. Orada en açık bir şekilde kendisine anlattık bunları. Ayrıca Sayın Başbakan Sayın Genel Başkanımızı ziyaret ettiğinde de en açık bir dille anlattık bunları. Yani ben size özetle şunu söyleyeyim. Eğer bir kere bizim mesajımız şu hükümete; tavır koyun diyoruz. Yani bir şeyi beğenmiyorum demek başkadır, tavır koymak başkadır. Beğenmiyorsunuz ama beğenmediğiniz bir metni ısrarla önünüze getirdiler. Ne yapacaksınız? Tavır koymak o. Diyeceksiniz ki, ben bunu kabul etmiyorum. Böyle masaya oturamam.

Sunucu- Tavır koymadığı için mi bu noktaya geldi?

Onur ÖYMEN- Gayet tabi hiç kuşkunuz olmasın. Şimdi diplomaside arkadaşlarımız çok iyi bilirler. Diplomaside deneme balonu denen bir şey vardır. Bir konuda karşı tarafın tepkisini ölçmek için önce haberi sızdırırsınız.

Sunucu- Bu taslaklar gibi mi?

Onur ÖYMEN- Şimdi ben size evveliyatını söyleyeyim. Şimdi 1 Ekim’de Fransa Cumhurbaşkanı Shark bir konuşma yaptı. Ama ondan üç gün önce ne diyeceği basına sızdırıldı. Lomotto çıktı. Şimdi siz ona hiçbir tepki göstermediniz. Göstermeyince de o da yaptı konuşmasını.

……………….- İlerleme raporu çıktı o sırada.

Onur ÖYMEN- Hayır efendim. Şimdi Shark 1 Ekim’de yaptığı konuşmada diyor ki, biz diyor Türkiye’nin üyeliği sözkonusu olduğunda bir referanduma gideceğiz ve halka soracağız. Eğer bütün süreçleri geçmişse Türkiye, tam üyeliğe hak kazanmışsa, anlaşmada imzalamışsa biz bunu diyor meclisten onaylatmayacağız, halka gideceğiz, referandum yapacağız. Bu demektir ki, Fransız halkının %51’i olumsuz oy verirse Türkiye üye olamayacak. Bütün tavizleri vermişsiniz, bütün aşamalardan geçmişsiniz, her şeyi bitirmişsiniz ama referanduma götürüp de Fransız halkının %51’ine olumsuz oy verdirdiği takdirde bütün süreç bitti. Şimdi bunu nasıl siz tepkisiz karşılayabilirsiniz. Buna nasıl tepki göstermeyebilirsiniz. Bunu önceden sızdırmış, bunu söyleyecek diyor Cumhurbaşkanı. Türkiye’den çıt yok. Bir tek biz tepki gösteriyoruz. Belki de DYP’de göstermiştir de biz  duymadık.

Şimdi çıkar çıkmaz Lomotta biz hemen tepki gösterdik. Ama ne oldu? Hükümetten ses çıkmadı ve Shark’ta bu açıklamayı yaptı. Bunun için diyor anayasamı değiştireceğim. Yani Türkiye için referandumu zorunlu kılmak amacıyla Fransız Anayasası değişecek biliyor musunuz?

……………..- Bunları ben size teelül edeyim efendim.

Onur ÖYMEN- Bir dakika. Bunu şimdi açıkça söylüyor adam Türkiye’den ses yok. Ondan sonra bu söylediğim mahsurlar, beyanlar çıkıyor Türkiye’den ses yok. Dahasını size en vahimini söyleyeyim.

Sunucu- Başbakan gidip Shark’la görüştü.

Onur ÖYMEN- Başbakanla Shark’la görüştü ondan sonra demeç verdi dedi ki, Sayın Başbakanımız mutluluğumuzu yüz ifadelerimizden anlayabilirsiniz dedi. Bu ifadesinden sonra Sayın Başbakanımızın ertesi gün Shark Paris’e döndü şu açıklamayı yaptı. Türkiye için üç senaryo vardır diyor. Bir müzakereler askıya alınır, sonuçsuz kalır. İki, Türkiye ile AB tam üyeliğin altında özel statü için bir anlamaya varır. Madde üç, Türkiye’nin üyeliğiyle müzakereler sonuçlanır ama o zamanda halk oyuna giderim. Yani üç senaryo veriyor size ikisi sizi tam üyeliğe taşımıyor. Bir tanesi pamuk ipliğine bağlı ve siz bu tablo karşısında diyorsunuz ki, yüz ifadesine bakın mutluluğumuzu anlarsınız. Ya bununla mutlumu olduk biz. Yani Berlin’de anlayamadık mı Fransa’nın bu mesajını? Yoksa bize söylemediler de ertesi gün mü gitti söyledi? O toplantı ki, biz 2.8 milyar dolarlık 36 tane Eır üssü almışız alelacele her nedense bu zirve kararından önce ve ertesi gün size bu tepkiyi gösteriyor. Ve sizden ses çıkmıyor. Bugüne kadar da çıkmadı. Yani diyeceksiniz ki, böyle şey yapamazsınız. Böyle referandum filan yapılmaz. 32 senedir kimseye yapmıyorsunuz. İki sene sonra üye olacak Bulgaristan’a, Romanya’ya yapmıyorsunuz. Türkiye’ye nasıl yaparsınız?

Sunucu- Ama efendim bu AB’nin bağlayıcı bir kararı değil ki. Fransız Cumhurbaşkanı …………….

Onur ÖYMEN- İyi ya Fransa’ya tepki göstereceksiniz.

………………..- Şu demek oluyor; AB’ye girmemek için bahane üretelim.

Onur ÖYMEN- Hayır efendim öyle bir şey olabilir mi? Bahaneyi üretenler başkaları. Biz ne diyoruz. Bizim söylediğimiz gayet açık. Biz diyoruz ki, biz AB üyeliğini iktidardan daha çok istiyoruz. Ama şu şartla istiyoruz. Diğer adaylar nasıl girmişse bizde öyle girelim. Bize özel şart koşulmasın. Bize tam üyeliğin altında bir model biçilmesin. Zaten 1999 Helsinki zirvesini bize demişler ki, diğer adaylarla eşit muameleye tabi tutulacaksınız. Şimdi biz bunları söyleyince bazıları diyorlar ki, demek ki siz AB’ye karşısınız. Hayır efendim biz AB’ye karşı değiliz. Ama biz AB’ye hakkaniyete uygun bir şekilde ve aynen diğer adaylara uygulanan muameleye uygun biçimde girmek istiyoruz. Buna da hakkımız var. Bütün AB kararları bunu söylüyor. Bir tek AB kararı yoktur ki, bugüne kadar çıkmış Türkiye’ye özel statü önersin. Ama şimdi ne görüyoruz? Bir tanesi çıkıyor efendim Türkiye Asyalıdır diyor, üye olamaz diyor. Kim bunu diyen? Eski Cumhurbaşkanı. Bir tanesi kalkıyor diyor ki, efendim diyor Türkiye ancak statülü bir ülke olabilir. Bir tanesi kalkıyor diyor ki, Türk işçileri ve Türk vatandaşları sürekli olarak AB’ye girmekten kısıtlanabilir. Tarımda bilmem napılabilir. Kime söylediniz bunu bizden başka?

Sunucu- Hükümet üyeleri sık sık şunu söylüyorken bunu tepki olarak algılayamaz mıyız? Oyun sırasında kural değiştirilmez.

Onur ÖYMEN- Onu önce biz söyledik. Ama hükümet şuanda tepkiyi gösteriyor. Ama bu tepkiyi göstermekte çok geç kaldı. Yani üstelik bakınız biz bu konuyu meclis, Sayın Yakış orada mıydı hatırlamıyorum ama meclis plan ve bütçe komisyonunda dışişleri bütçesi görüşülürken biz bunu açıkça Dışişleri bakanına söyledik. Dedik ki durum bu. Tepki göstermek lazım. Bakın içinde neler var? Daha neler var. Şimdi bakan diyor ki toplantıda efendim diyor komisyon raporu yapıcı katkılarla doludur diyor buyurun.

Sunucu- Şimdi Fransız Cumhurbaşkanının referandum yaparız. Tam üyelik bu şarta bağlıdır demesi şöyle ………….. ediliyor. Bu iç kamuoyunu yatıştırmaya yönelik bir davranıştır deniyor. O böyle olabilir mi? Yoksa bu aynı zamanda Fransa’nın AB Türkiye’nin üyeliğine karar vereceği zaman veto edebilmek için referandumu kullanacağı anlamına mı gelir? Anlamsız bir şey midir?

Onur ÖYMEN- Olabilir mi? Fransız Cumhurbaşkanı kendini kamuoyunun önünde bağlıyor. Diyor ki, anayasamı değiştireceğim, şimdi değiştireceğim diyor. Yani 10 yıl sonra değil. Bugün Fransız anayasası zaten Avrupa anayasasına uydurmak için bir değişiklik yapacaklardı. Bunun içine bir madde koyacağım Türkiye ve Türkiye’den sonra üye olacaklar için üyelik antlaşmasını halk oyuna sunmayı zorunlu hale getireceğim. Yani demek istiyor ki, benden sonra gelen Fransız Cumhurbaşkanını bugünkü Fransız anayasasında imkan tanınmış olan meclis onayıyla anlaşmayı onaylatamayacak. Zorunlu olarak halk oyuna gideceğiz diyor.

Sunucu- Eleştirileriniz oldu. Sayın Yakış isterseniz ona cevap versin.

Onur ÖYMEN- Versin ama bir bilgide vereyim ondan sonra Sayın Yakış’la zaten bu konuda zannediyorum bu Fransa anayasası konusunda aynı görüşteyiz.

………………..- Nihayet benim telkinlerim tuttu. Ana muhalefet partisi şimdi ………… söylüyor.

Onur ÖYMEN- Yavru muhalefet kışkırtmasaydı hiç bir şey söyleyeceğimiz yoktu. Şimdi neticede yani Fransa’daki tablo budur ve bu tabloya mutlaka Türkiye’nin tepki göstermesi lazım. 32 senedir hiçbir ülkeye uygulanmamış bu. 32 senidir Fransa hiçbir ülkenin üyeliği sırasında referanduma gitmemiş bizim için gidecek ve Fransa’da biliyorsunuz kamuoyunun hassasiyetini en makul konuları …………… anlaşmasını referanduma sundular %50,5 oyla geçti. Türkiye aleyhindeki cereyanları biliyorsunuz ve mutlaka yani mutlaka demeyelim ama çok büyük bir olasılıkla bizim aleyhimize sonuçlanacak referandum.

Sunucu- Sayın Yakış oyun başladıktan sonra kuralları değiştirmeye kalkıştığı halde AB siz hükümet olarak neden tepki göstermediniz? Yada tepki göstermekte neden geciktiniz? Eleştiri bu.

Onur ÖYMEN- Ben tam anlamadım özür dilerim. Ne zaman biz tanıyabiliriz? Hangi koşulda.

……………..- Bir paket olur, o pakette her şey kabul edilinceye kadar hiçbir şey kabul edilmez sayılma denir ve burada Kıbrıs sorununun çözümü de olur.

Onur ÖYMEN- Çözümden sonra tanırız. O başka, ona kimse bir şey demiyor. Ama Sayın Başbakan öyle demiyor.

…………………..- Sayın Başbakanın söylediği biz Kıbrıs sorunu çözümleninceye kadar bu konuyu ele almaya hazır değiliz diyor.

Onur ÖYMEN- Benim okuduğum açıklamasında Sayın Başbakan diyor ki, tanıma için talebin BM’den gelmesi lazım madde bir. Madde iki; 17 Aralık’a kadar tanımayız. Yani bunu normal bir insanın bundan çıkaracağı sonuç 18 Aralık’ta BM’den bir talep gelirse tanımayı düşünebiliriz. Yani bunu yaptığınız zaman Kıbrıs Türkleri feda eder.

………………..- 18 Aralıktaki durum eğer Annan diyorsa ki, benim planım masadadır. Kıbrıs Rum tarafı bir taviz veriyorsa verir. Karşılığında Türkiye’de bir karşı taviz verir. Ortada bir yerde buluşurlar işte Kıbrıs sorunu çözümlenmiş olur Annan planı bazında.

Onur ÖYMEN- Yani diyorsunuz ki, hükümetin tutumu ancak Kıbrıs meselesi çözülürse o zaman tanıma gündeme gelebilir. Bunu bu açıklıkla söylerse bizde anlamış olacağız. Zatınıza teşekkür ederim.

……………….- 10 talebimiz varken 7 ye razı olacağız dememe güçlüğümü var handikabını söyledim.

Onur ÖYMEN- Bu noktada yalnız bir açıklık getireyim. Şimdi metni okudunuz. Hollanda başkanlığının hazırladığı üç metinde de şunu söylüyor. Diyor ki, Hollanda, daha doğrusu AB Türkiye’nin Ankara anlaşmasını bütün yeni üyelere teşmil etme kararını vermesinden memnunluk duyar diyor. Onu da parantez içinde yazmış. Sanki biz böyle bir kararı 17 Aralık’tan önce vermişiz gibi yazmışlar. Verecekmişiz gibi yazmışlar. Sanki bizden böyle bir teminat almışlar gibi. O zaman demek lazım ki, bunu hiç böyle yazmayın. Bizim sözkonusu bile değildir çözümden önce tanımamız. Bunu böyle yazmayın.

………………- Şimdi üçüncü taslak önümde şuanda.

Onur ÖYMEN- Onda da var aynı ifade.

……………….- Hayır yani bütün bunların ne kadar az anlam ifade ettiğini göstermek için bir örnek vereceğim. İkinci taslakta mevcut olup üçüncü taslakta çıkmış olan bir paragraf var burada. Diyor ki, aynı zamanda üye ülkelerin yeni bir üyeyi mas etme imkanları da nazar itibari alınacaktır diyor. Şimdi çıkmış.

Onur ÖYMEN- Çıkmışta başvuru maddesine konulmuş o. Çünkü yeni metinde Avrupa parlamentosunun kararına atıf var. Orada üç dört yerde aynı ifade geçiyor. Bunu kaydederiz diyor. Yani bize hoş gözükmek için bir paragraftan çıkarıyor dolaylı olarak başka paragrafa sokuyor.

……………….- Bütün bunlar bir değişme halinde olduğunu gösteriyor. Bundan önce hepimiz hatırlarız sadece Sayın Öymen’in de sık sık dile getirdiği ve doğru olarak getirdiği fakat gerçeğin tamamını yansıtmayan bir nüansta var orada. Sadece Türkiye için getirilmiştir bu kurallar deniliyor. Hangi kurallar? Müzakerelerin açık uçlu olması, ileride askıya alınabilmesi ihtimali, ondan sonra işçilerin serbest dolaşımına kalıcı engeller getirilebilmesi.

Onur ÖYMEN- Sadece Türkiye için demedim. Türkiye ve kendinden sonra üye olacaklar dedim.

………………….- En başında sadece Türkiye bölümündeydi. Yani şöyleydi önce Romanya’yı anlatıyor. Ondan sonra Bulgaristan’ı anlatıyor, Türkiye’yi anlatıyor, Hırvatistan’ı anlatıyor. Türkiye ile ilgili bölümde bu vardı. Şimdi bu üç ülkeden hiçbirinde yok. Bunlar bittikten sonra bir çizgi çizilmiş müzakerelerin genel çerçevesi diye bir başlık konmuş.

Onur ÖYMEN- Kişisel bir cevap vermek istemem ama siz şunu da herhalde biliyorsunuzdur. Ben Türkiye’nin AB’ye üyeliğini destekleyen kitap yazmış insanım. Yani kalkıp da hiç kimse bana sen AB’nin üyeliğini istemiyorsun diyemez. Biz yıllardan beri bunun mücadelesini veriyoruz. Hem meslek hayatımızda, hem şimdi siyasi hayatımızda. CHP’nin hiç kimse AB üyeliğini istemediğini söyleyemez. Tam üyeliğe götürecek 63 anlaşmasını imzalayan İsmet İnönü başbakan olarak. O bakımdan hiç kimse CHP istemiyor da aslen bahane üretiyor diyemez.

Ama şu zihniyette bizi biraz rahatsız ediyor açıkça söyleyeyim. Basınımızın bir kesiminde bize ne yaparlarsa yapsınlar, bize ne kötülük yaparlarsa yapsınlar, ne haksızlık yaparlarsa yapsınlar aman ses çıkarmayalım ilişkilerimiz bozulur. Bunu derseniz …

……………- Bu değil benim dediğim.

Onur ÖYMEN- Bunu demediniz siz. Ama bunu diyenler Türkiye’yi ikinci sınıf bir devlet olmaya mahrum ediyor, mahkum ediyor. Bakınız şimdi biz arkadaşlarımızla birlikte hayatımızı bu meslekte geçirdik. Ben bir tek olayda bir tek ülke görmedim ki, kendisine yapılan haksızlığa karşı sessiz kalsın. Böyle bir örnek yok. Diplomasinin esası bu. Diplomasinin esası mücadele. Üç gün önce Amerika Makedonya’yı tanıdı diye Makedonya ismiyle Yunanistan protesto notası verdi. Bizim başbakanımız ne diyor? Kuzey Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirildi biz dedik ki, protesto notası verelim. Hayır diyor büyük devletler protesto edilmez. Şimdi bizim karşı olduğumuz zihniyet bu zihniyet. Yani yoksa biz Avrupa’yla ilişkilerimizi zora sokalım. Olur mu biz yani aylardan beri ne gecemiz var, ne gündüzümüz var. Hep tam üyelik için çalışıyoruz.

…………….- Masaya oturmamak şıkkı nasıl bir sonuç doğurur?

Onur ÖYMEN- Şimdi masaya oturmama şıkkı şudur; eğer size tam üyelik vermeyecek bir kağıt önünüze gelirse önünüzde iki şık var. Bu kağıtla masaya oturursunuz ve bunu iyileştirmeye çalışırsınız ama bilirsiniz ki, siz bu kağıdı kabul ederek masaya oturduğunuz için hiçbir zaman tam üye olmama şansınız yüksektir. İkinci şık şu; 1997 yılında nasıl Lüksenburg zirvesinde Türkiye’yi AB dışlayınca Türkiye tavır koydu ve 1999’da AB geri adım atarak Türkiye’yi resmen yaptı.

…………….- Aynı konjonktürde miyiz?

Onur ÖYMEN- Tabi her konjonktür kendine göre değerlendirilir. Şimdi siz gerçekten haklı olarak AB kararlarına dayanarak aynen diğer ülkelerin hepsine yapılan muameleyi talep ettiğiniz takdirde AB size bugün hayır derse üç ay sonra toplanacak zirvede bir kere daha düşünecek. Yani Türkiye AB’ni kolay kolay feda edeceği bir ülke değil.

Sunucu- İpler kopmaz diyorsunuz.

Onur ÖYMEN- Kesinlikle kopmaz.

Şimdi ben çok açık bir şekilde ifade edeyim. Bir kere biz parti olarak AB değerlerini iktidar partisinden müsaade ederse Sayın Yakış daha fazla benimsiyoruz ve paylaşıyoruz. Bizim dünya görüşümüz Avrupa’yla bütünleşmeyi mutlaka önemli bir hedef haline getirmemizi.

……………..- Ama ben kimseyle kahramanlık yarışına girmiyorum.

Onur ÖYMEN- Kahramanlık için söylemiyorum bunu. Yani sırf CHP acaba AB üyeliğini istemiyor mu gibi düşünenler için söylüyorum. Çünkü kamuoyunda zaman zaman öyle yazılar okuyoruz ki, efendim bizim hedefimiz AB üyeliği değil, Türkiye’yi üçüncü sınıf bir Ortadoğu diktatörlüğü haline getirmekmiş. Bizim hedefimiz buymuş. Bunu yazıyorlar. En ciddi gazetelerin baş yazarları. Onun için şimdi gerçeği konuşalım. Biz AB üyeliğini herkesten çok istiyoruz. Yalnız bir tek mesajımız var diyoruz ki, Türkiye’ye haksızlık yapılmadan girelim. Yani biz hiç kimseye nazaran, hiçbir başka ülkeye nazaran imtiyaz istemiyoruz, iltimas istemiyoruz, özel muamele istemiyoruz. Sadece haklarımızı aynen diğer adaylar kadar koruyalım istiyoruz. Şimdi bunu söylemek demek AB ile ipleri koparmak demek değil. Şimdi burada ince nokta şu; efendim bekleyelim Sayın Dışişleri Bakanı diyor ki, bekleyelim diyor. Bakalım daha ne tasarılar çıkacak görürüz.

……………….- Yani 17 Aralık’a kadar.

Onur ÖYMEN-  17 Aralık’a kadar beklemeyeceksiniz. Zaten ne yapacaksak önümüzdeki. Yani daha 17 Aralık’a kadar çok metin çıkar diyor. Yani fazla önemsemeyin anlamına. Şimdi bizim mesajımız şu; diyoruz ki, 17 Aralık’a kadar bekleyip de metni görüp a biz beğenmiyoruz, masadan kalkıyoruz demek doğru strateji değil. Doğru strateji şu, diyeceksiniz ki, bizi ikinci …………….. demin Sayın Bayramoğlu’nun doğru olarak söylediği gibi yani bize özel statü verme sonucunu doğuracak bir metinle gelirseniz biz sizinle böyle bir metin üzerinde müzakere edemeyiz.

……………….- Ama yarın Brüksel’e gideceksiniz. O zamana kadar metni tam olarak bilmeyeceksiniz. Gitmesin mi Brüksel’e başbakan.

Onur ÖYMEN- Gitmesin olur mu? Tam tersine gitmesini biz tavsiye ediyoruz. Gidecek ve diyecek ki onlara eğer önümüze çıkarttığınız metin Türkiye’ye bir haksızlık yapıp Türkiye’yi ikinci sınıf bir üye haline getirecekse bize muhatap bulamazsınız karşınızda diyecek ve Avrupalı yani 17 Aralık’tan önce son hesabını yapacak. Eğer bize gerçekten Türkiye’yi üyeliğe taşımayacak bir metin koyup önümüze bu çerçevede sizinle müzakere edebiliriz derse sizde diyeceksiniz ki, ben bunu kabul edemem. Zaten başbakan bunu söylüyor. Yalnız şunu söylemiyor. Bizde Genel Başkanımızda Başbakanın bu sabah televizyonda başbakanın bu tepkilerini olumlu karşıladığımızı söyledi. Yani biz geç kaldığını söyledik. Birde şu eleştiriyi yapıyoruz. Yani tepki göstermek başka şey tavır koymak başka şey. Yani ben bunu beğenmiyorum bu kağıdı. Ama içime sindiririm otururum demek başka şey, ben beni tam üyeliğe taşımayacak bir kağıtla masaya oturamam demek başka şey. Şimdi bu bir hesap meselesi. Siz bunu yaptığınız zaman Avrupa’yla ipleriniz mi kopar? Yoksa Sayın Mete’nin dediği gibi daha mı güçlenir ipleriniz. Bunu takdir edecek olan hükümettir. Ama bizim görüşümüzü sorarsanız eğer biz Türkiye’yi tam üyeliğe götürmeyecek bir metne tepkisiz kalırsak o zaman ileride bizim bugün lehimizde olan ülkeler bile bizi desteklemekte zorluk çeker.

………………- Yalnız orada bir nüans var. Tam üyeliğe götürmemek lafıyla tam üyeliğe götüreceği kesin olmayan bir belgeyi kabul etmiyoruz demek başka.1

Onur ÖYMEN- Şimdi böyle bir şey istemiyoruz biz. Yani biz AB’den kesin taahhüt istemiyoruz. Yalnız hiçbir ülke için söylenmemiş. Şimdi tam üyelik yolunu zaten kapatmıyor, onu zaten beklemiyoruz da, yani hiçbir ülkeye tam üyeliğin dışında bir çözümü öngören bir metin çıkartmamışken bize de çıkartmayın diyoruz. Bu çok şey mi istemektir.

Sunucu- Ama tam üyeliği kapatmayan bir öneriye de Türkiye hayır mı demeli?

Onur ÖYMEN- Öyle olur mu? Diyeceksiniz ki, gayet tabi ki tam üyeliğe önümüzü kapatmayacak bir metin olacak. Biz sizden demiyoruz ki, Türkiye’yi mutlaka yarın üye yapacağız diye yazılı taahhütte bulun. Bunu söylemiyoruz. Ama tam üye olmayabileceğimizi içeren bir metin çıkartmayın, kimseye çıkartmadınız diyoruz. Yani bu çok şey mi istemektir? Yani hiçbir ülkeye yapılmamış bir haksızlığı Türkiye’ye yapmayın demek çok şey mi istemektir. Bunu istediğimiz için biz Avrupa’yla iplerimi koparmak istiyoruz? Şimdi gerçekçi olalım.

………………- Size sormak istiyorum. Yani bizim 17 Aralık’ta karşımıza çıkan metinde ifade öyle mulak olabilir ki diye düşünüyorum. Siz onu bu tam üyelik perspektifini kapatıyor şeklinde yorumlayabilirsiniz. Hükümette kapatmıyor şeklinde yorumlayabilir. Bu olur mu, bu mümkün mü?

Onur ÖYMEN- Gayet tabi. Bilinçli mulaklık dedikleri budur. Bir metin çıkarırlar herkes başka türlü okur. Siz başka türlü okursunuz, sizin karşıtınız başka türlü. Herkes memnun olur. Diplomaside zaten kural bu. Ama bizim dayanak noktamız çok sağlam. Dayanak noktamız şu; siz taahhütte bulundunuz ki, bize farklı muamele yapmayacaksınız. Bizde sizden bunu istiyoruz. Başka hiçbir şey istemiyoruz.

Şimdi yalnız size bir bilgi vereyim. Bakın bu tepkisizlik Sayın Bayramoğlu içinde belki ilginç olabilir. Şimdi öyle durumlarla karşı karşıya kalıyoruz ki, bunlara tepkisiz kalamazsınız. Şimdi biz üç gün önce Brüksel’deydik Avrupa parlamentosunun üst düzeyde bir yetkilisi Türkiye AB karma parlamento komisyonunun başkan yardımcısı şimdi kalktı hepimizin önünde, bütün Türk basınının önünde bir konuşma yaptı. Adam diyor ki, Erdoğan hükümeti diyor PKK’yla müzakere masasına otursun ve biz diyor isterlerse AB olarak katkıda bulunalım. Şimdi buna tepkisiz kalabilir misiniz? Şimdi biz basın toplantısı yaptık, tepki gösterdik buna. Türk basınında biz satır gördünüz mü? Nerede hükümetin tepkisi? Şimdi böyle sizin hükümetinize böyle bir şey de bulunuyor. Hükümetin buna bir tepkisi olmaz mı?

Sunucu- Peki rasgele bir parlamenterin ……………

Onur ÖYMEN- Rasgele değil. Rasgele olur mu? Rasgele bir insan olsa hiç söylemem bunu size. Ama bu Türkiye AB parlamentolarının arasındaki ilişkileri resmen düzenlemekle görevli komitenin başkan yardımcısı.

………………- İşte onun karşıtı sizsiniz ama.

Onur ÖYMEN- Biz karşılığını veriyoruz. Ama bizim beklediğimiz bu ve benzeri konularda yalnız bu konuda değil bu ve benzeri konularda hükümetin daha çok ses çıkartmasıdır, tavır koymasıdır. Çünkü burada sözkonusu olan yalnız bizim haklarımız değil. Birazda itibarımızdır. O bakımdan biz hükümetten bu konularda çünkü hükümet dediğiniz yani biz muhalefetiz ama hükümet bu memleketin hükümeti. Eğer hükümet başarılı olursa Türkiye kazanacak. Hükümet başarısız olursa Türkiye kaybedecek. Biz ister miyiz hükümet başarısız olsun. Onun için hükümetin başarısı için çalışıyoruz gece gündüz bunu desteklemeye çalışıyoruz. Hükümet ne kadar farkında biliyorum. Ama bizim mesajımız çok açık.

Sunucu- Sayın Kandemir farkında.

Onur ÖYMEN- Sayın Kandemir farkında da hükümet farkında mı? Sayın Yaşar’ın gözünün önünde söylüyoruz bunları yurtiçinde ve yurtdışında. Hiç kimse bizi efendim hükümeti yıpratmak için küçük hesaplar peşinde koşuyor falan diye düşünmesin tam tersine. Biz bunu milli dava gibi görüyoruz ve yurtdışında da milli takım gibi hareket ediyoruz. Yalnız bir tek istediğimiz var hükümet ulusal çıkarları, Türkiye’nin haklarını korumakta biraz daha cevaliyet göstersin, biraz daha sesini çıkartsın. Başka bir şey istemiyoruz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.