Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TGRT Haber, Ankara Gündemi Programı
ONUR ÖYMEN
TGRT HABER “ANKARA GÜNDEMİ”
02.12.2004
Sunucu- Efendim hoşgeldiniz.
Onur ÖYMEN- Hoşbulduk efendim.
Sunucu- Siz gelmeden önce Hollanda’nın basına sızdırdığı bu taslak metnin Türkiye’yi ilgilendiren bölümlerini konuşmaya başladık. Malumlarınız 17 Aralık’a kadar Dışişleri Bakanları bunu son şekline getirip, işte 14 Aralık’ta sunacaklar. Burada da Kıbrıs maddesiyle başladık. Acaba o 19. paragrafta belirtilen Ankara anlaşmasının ek protokolüyle ilgili konuyu nasıl algılıyorsunuz? Bu sadece Türkiye Kuzey Kıbrıs’ı Gümrük Birliğine dahil etsin olarak mı algılamamız lazım. Yoksa Türkiye Kıbrıs’ı hukuken dolaylı veya dolaysız hukuken tanısın anlamına mı geliyor? Bunun nasıl değerlendiriyorsunuz? Sayın konuklarımızın düşüncelerini aldık. Sizin de düşüncelerinizi alalım bu konuda.
Onur ÖYMEN- Şimdi burada Ankara anlaşmasının adaptasyonundan bahsediliyor. Ankara anlaşması yapıldığında daha gümrük birliği yok ortada biliyorsunuz. Şimdi bunu diğer bütün üyelere teşmil etmesi isteniyor Türkiye’nin. Bu arada tabi Kıbrıs Rum kesimine. Şimdi bunu yaptığınız zaman Kıbrıs Rum kesimiyle de bir anlaşma imzaladığınız zaman Kıbrıs Rum kesimini Kıbrıs devleti olarak tanımış olacaksınız.
Sunucu- Yani bu diplomatik bir tanıma anlamına gelir diyorsunuz?
Onur ÖYMEN- Başka türlü olamaz zaten. Şimdi bunu yaptığınız zaman zaten birçok insanda size bunu açıkça söylüyor. Hollanda Dışişleri Bakanı dönem başkanı daha birkaç gün önce söyledi. Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanıması lazım diye. Şimdi Rumlar diyorlar ki, bunu yapmazsanız zaten veto ederiz diyorlar. Hatta Papulopülos’un birkaç defa demeci oldu bu konuda.
Şimdi burada ince tarafı şu; Kıbrıs Rum kesimi kendini güney hattın güneyindeki bir devlet olarak görmüyor. Bütün Kıbrıs üzerinde egemenlik hakkı olan bir devlet olarak görüyor. AB’de Kıbrıs’ı bu şekilde aldı. Yani siz şu sınırın güneydeki bir coğrafyada egemen olan bir devletsiniz demediler bunlara.
Bu durumda Türkiye’nin şöyle bir sıkıntısı olur. Eğer tanırsanız KKTC’ni tanımaktan vazgeçmeniz zorunluluğu çıkar ortaya. Çünkü aynı toprak parçası üzerinde iki ayrı egemenlik tanıyamazsınız. Onun için Kıbrıs’ı tanımak demek KKTC’yi tanımaktan vazgeçmek demek. Yani Kıbrıslı Türkleri teslim etmek demek.
Sunucu- Azınlık haline dönüşür.
Onur ÖYMEN- Azınlık haline, yani Rumlara teslim etmek bir azınlık olarak. Bu anlama geliyor. Rumlarda Kofi Annan planında kendilerine sağlanan avantajlardan daha fazlasını karşılığında hiçbir bedel ödemeden sağlamış olacaklar. Bunu bir Türk hükümeti yapabilir mi? Yani adının başında Türk olan bir hükümet bunu yapabilir mi? Kıbrıslı Türkleri Girit gibi teslim edebilir mi? Kıbrıslı Rumların insafına teslim edebilir mi? O bakımdan biz Sayın Başbakanın yani 17 Aralık’a kadar tanımayız sözlerini biraz talihsiz bir açıklama gibi görüyoruz. Sanki 18 Aralıkta tanıyabilirmişiz gibi. Tarih verilirse 18 Aralıkta sanki tanıyabilirmiş bizi.
Sunucu- Siz mikrofonunuzu düzeltirken, sesiniz tam gelmiyor.
Onur ÖYMEN- Muhalefetin biraz sesini kısmayı alışkanlık haline getirdiler biliyorsunuz.
Sunucu- Yok efendim bizim muhalefete de kapılarımız açık, ekranlarımız açık. Ben şöyle ilave bir şey getirmek istiyorum. Diğer konuklarıma da aynı soruyu yönelttim. Hem Dışişleri Bakanımız, hem belirttiğiniz gibi Sayın Başbakan Kıbrıs konusunda Türkiye atacağı tüm adımları attı. Biz artık adımları karşı taraftan AB’den ve BM’den ve Rumlardan bekliyoruz. Ama bu meseleyi ancak 17 Aralık’tan sonra müzakerelerle birlikte görüşebiliriz şeklinde bir şeyi vardı. Fakat ben konuklarımı da aynı soruyu sordum. Biz müzakere süreci başladıktan sonra, yani tarama sürecinden sonra minimum yedi aylık bir tarama sürecinden sonra diyelim ki, 7 ay sonra inşallah temennim odur ki, Temmuz’da başladık, Ağustosta başladık veya 2005 Eylül’ünde başladık. Müzakere sürecine başladığımızda tanımadığımız bir ülkeyle nasıl müzakere masasına oturacağız?
Onur ÖYMEN- Şimdi bu çok güzel bir soru. Şimdi bu soruyu belki şöyle cevaplandırmak lazım. Niye bu duruma geldik? Çünkü Kıbrıslı Rumları uluslararası antlaşmaları açıkça ihlal ederek AB’ye üye yaptılar ve onun için bu duruma geldik. Yani Güney Kıbrıs şuanda Kıbrıs devletini kuran anlaşmalara göre Kıbrıs’ı temsil ediyor mu? Etmiyor. Ne diyor Kıbrıs devletini kuran anlaşmalar? Ayrıca diyor ki, Kıbrıs Türkiye’nin ve Yunanistan’ın aynı zamanda üye olmadığı bir milletlerarası kuruluşa katılamaz diyor. Şimdi bunu bile bile Kıbrıs’ı üye yaptılar. Niçin yaptılar? Çünkü Yunanistan dedi ki, Kıbrıslı Rumları almazsanız ben bütün genişleme sürecini veto ediyorum. Yani ne Polonya’yı sokarım, ne Çek Cumhuriyetini sokarım, ne Macaristan’ı hiç birini sokmam. Hepsini veto ederim. Çünkü veto hakkım var dedi. Şantaj yaptı ve bu şantaja boyun eğdiler. Kofi Annan planını reddetmesine rağmen Kıbrıslı Rumları taltif ettiler, onları üye yaptılar. Kofi Annan planını bizce yanlış olarak kabul etmesine rağmen Kıbrıs Türk tarafını cezalandırdılar. Onlara yönelik ambargoları kaldırmadılar filan.
Şimdi Kıbrıslı Rumlar ve ne yazık ki, Türk hükümeti buna hiç itiraz edemedi. Bir tek ses çıkaramadık. Halbuki bu konuda elimizde kazanılmış haklar var anlaşmalardan kaynaklanan. Uluslararası hukukçuların raporları var. Yani bizim çok kuvvetliydi tezimiz. Ama maalesef Türk hükümeti şu veya bu nedenle belki Avrupa’yı ürkütmeyelim, üyelik şansımızı azaltmayalım diye düşünmüş olabilirler. İtiraz etmedik ve şimdi karşımıza bir canavar yarattık kendi elimizle. AB’nin üyesi oldu Kıbrıslı Rumlar şimdi bize dikte ediyorlar. Beni tanıyacaksın, tanıdığınız anda diyecek ki, benim topraklarımda senin askerin var. Ben bu askerlerin bulunmasına izin vermiyorum.
Sunucu- Gerisi gelecek diyorsunuz.
Onur ÖYMEN- Gerisi gelecek. Zaten bugünden söylüyor. Hemen çekin bu askerleri diyecek. Siz ne diyeceksiniz? Tanıdığınız bir ülkenin nazari olarak topraklarında o ülkenin iradesine aykırı asker bulunduran ülke durumuna düşeceksiniz. Bunu nasıl yaparsınız. O bakımdan, yani Kıbrıs’ı tanımak çok yanlış olur. Fakat bugün içinde bulunduğumuz sıkıntıda maalesef bizim devlet olarak ağırlığımızı koyup Kıbrıslı Rumların AB üyeliğine engel olamamamızdan kaynaklanıyor. Karşımızdaki sıkıntı budur. Şimdi buna karşı yapılacak şey ne? Hiç değilse bu noktada durmaktır.
Sunucu- Yani ben onu aslında size soracaktın siz kendiniz girdiniz. Türkiye’nin AB hedefine zarar vermeden biz bu sıkıntıdan nasıl kurtulacağız?
Onur ÖYMEN- Şimdi bunun örneği var. Yani bir milletlerarası kuruluşa üye olan bütün devletler birbirini tanımak zorunda mıdır diye sorulduğu zaman bunun cevabı şu; mesela Avrupa Konseyinde Türkiye’de üye, Kıbrıslı Rumlarda üye. Ama biz onları tanımıyoruz. Efendim onlar karar verecek. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinde de, delegeler komitesinde de Türkiye ile ilgili birçok karar alındı. Onlarda şöyle veya böyle oy kullandılar. Yani AB’nin özellikleri olduğunu bizde biliyoruz. AB diğer bir milletlerarası kuruluştan farklıdır bunları biliyoruz. Ama en azından şuanda onun üyesi olmuyorsunuz. Daha üyesi değilsiniz. Yani müzakereye otur oturmaz ben tanımak zorundayız diye bir mecburiyetinizde yok. Zaten bize söylemedi mi Ferhogen buraya geldiğinde açıkça basına da söylemedi mi Kıbrıs’ı tanımanız şart değildir diye? O zaman şimdi niye yeni koşul koyuyorsunuz? Çünkü baskı geliyor üzerinize. Yalnız Rumlardan gelse neyse. Avrupa’dan sorumlu İngiliz Devlet Bakanı ……………. aynı şeyi söylüyor. Tanıyacaksınız diyor ve asker çekeceksiniz diyor. Hollanda dönem başkanı aynı şeyi söylüyor. Dışişleri Bakanı Bernad Bod tanıyacaksınız diyor. Şimdi bizi gerçekten çok zor durumda bırakıyorlar. Yani Kıbrıslı Rumları tanımazsak biz AB’ye oturamayacak mıyız masaya? Bumudur mesajları? Yani kendi elinizle AB olarak siz yanlış bir iş yapacaksınız, antlaşmaları ihlal edeceksiniz ve ondan sonrada bu yarattığınız durumu kabul etmemizi bize şart olarak koşacaksınız. Bu biraz adaletsizlik olmuyor mu?
Sunucu- 17 Aralık’ta Türkiye’nin müzakere tarihi almasından sonra Kıbrıs’la ilgili neler yapması gerekir Türkiye’nin?
Onur ÖYMEN- Kıbrıs meselesinin çözümünü biz herkesten çok istiyoruz. Türkiye olarak herkesten çok istiyoruz. Bizde CHP olarak herkesten çok istiyoruz. Ama Kıbrıs meselesi çözülmeden Türkiye’ye Kıbrıs bağlantılı olarak AB üyeliği bağlamında kimse koşul koyamaz önüne. Kimse emrivaki yaratamaz. Yani Kıbrıslı Rumların şuanda yaptıkları Kofi Annan planını elde edemedikleri avantajları hiçbir bedel ödemeden elde etmektir. Yani eğer Kofi Annan palın kabul edilseydi ne sağlayacaklardıysa ondan daha fazlasını karşılığında hiçbir bedel ödemeden sağlamaya çalışıyorlar ve bizde bunu sineye çekeceğiz. Biraz haksızlık olmuyor mu Türkiye’ye?
Şimdi bunlar nereden çıkıyor? Bunu açıkça aramızda konuşmak zorundayız ve halkada anlatmak zorundayız. Maalesef Türkiye kendi tezlerini yeterince cesaretle savunamamıştır. Kıbrıs konusunda da başka konularda da biraz zayıf bir devlet görünümü sergiledik biz. Yani alttan alarak, yumuşak gözükerek başkalarını tatmin etme politikası izledik.
Sunucu- Efendim Kıbrıs’a ilgili son sorum size. Biliyorsunuz bugün AB ülkelerinde ve Avrupa kamuoyunda son günlerde Kıbrıs’la ilgili her şey konuşuluyor. 17 Aralıktaki zirveden sonra Annan planının tekrar gündeme getirilmesi, bir takım değişiklikler, bir takım yumuşatmalar yapılarak güneyde tekrar referanduma sunulması ve tarama süreci boyunca bu işin çözülüp birleşik Kıbrıs’ın AB’ye dahil edilmesi ve bilahare de Türkiye’yle müzakerelere başlanması. Bunu nasıl karşılıyorsunuz? Bu olabilecek bir şey midir?
Onur ÖYMEN- Annan planı ölmüştür ve gömülmüştür. Niçin? Çünkü bizzat Kofi Annan’ın kendisi bizim başbakanımızda dahil olmak üzere bütün liderlere yazdığı 7 Nisan tarihli mektupta demiştir ki, 28 Nisan tarihine kadar bu plan onaylanmazsa bütün ilgili taraflarsa bu plan yok hükmündedir, bitmiştir, masadan kalkmıştır. Şimdi bunu aynı zamanda planın içine de koymuş. Planın 7 numaralı ekini okursanız 7 numaralı ekinde bunu aynen söylüyor. Ayrıca o tarihte güvenlik konseyine sunduğu rapor var Kofi Annan’ın orada da söylüyor. Üç ayrı yerde diyor ki, 28 Nisan’a kadar bu plan bütün taraflarca onaylanmazsa bitmiştir. Hukuken hiçbir hüküm ifade etmez. Şimdi biz ölüyü diriltmeye çalışıyoruz. Bu planı niçin diriltiyoruz, bu planın ne kadar sakıncalı olduğunu biz defalarca anlattık. Yani bu plan iyi ki de ölmüştür. Bu plan kabul edilseydi Türkiye’nin başına, Kıbrıslı Türklerin başına güvenlik başta olmak üzere çok büyük sıkıntılar yaratacaktı. Şimdi ne yapacağız? Şimdi Kıbrıs meselesine başka bir çözüm bulacağız. Ama nasıl bir çözüm bulacağız? Zorlamayla, dayatmayla değil. Tarafların özgür iradesiyle kabul edecekleri, kendi güvenliklerini zarara sokmayacak ve kazanılmış haklarından fedakarlığa yol açmayacak ve insanları tekrar tekrar göçmen durumuna getirmeyecek. Türkiye’nin güvenlik çıkarlarına zarar vermeyecek ve karşı tarafından kabul edebileceği bir çözüm aranacak. Kofi Annan planı bunu başaramadı. Şimdi bunda ısrar etmekte hiçbir anlam yok. Zaten bitmiş olan ve sakıncalı olan bir planı yeniden canlandırmakla Türkiye hiçbir kazanmaz, çok şey kaybeder. Onun için şimdi yapacağımız iş bizim yeni bir açılım yapmaktır. Yeni bir arayışa girmektir, adil bir çözüm bulmaktır ve Kıbrıs devletini kuran anlaşmalarla Kofi Annan planı gibi çelişmeyen bir metin bulmaktır.
………………- Burada bir şey söyleyeceğim. Annan planının yumuşatılması sadece şey içindi. Biz evet, onlar hayır dediğimiz için onları tatmin etmek için değişiklikler yapmak zorundaydınız ki, kaldı ki biz tatmin değiliz. Dolayısıyla o zemin kabul edilmemesi gerekiyor. Onu ifade etmek istiyorum.
Sunucu- Benim bunu sıkça sormamın sebebi şu, biz dünya ne derse desin Kıbrıs meselesi AB üyeliğimiz önünde sürekli bir engel olarak çıkarılıyor. Bizim buna çözüm arayışımız nasıl olabilir? Madem bunları kabul etmiyoruz, nasıl bir çözüm arayışı, nasıl bir oyun planı? 17 Aralık’tan sonra nasıl bir strateji? Onu irdelemek için sordum ben onu.
Sunucu- Sayın Öymen siz 17 Aralık’ta böyle bir özel statünün çıkması ihtimaline yer verebiliyor musunuz? Böyle bir ihtimal çıkması halinde Türkiye ne yapmalıdır?
Onur ÖYMEN- Onu memnuniyetle söyleyeyim. Yalnız bir tek cümleyle müsaade ederseniz Sayın ………….’a bir şey hatırlatacağım. Şimdi Kıbrıs konusunda tabi her hükümet yaptığı işi başarılı olarak takdim etmek ister ama bizzat bu hükümetin Dışişleri bakanı Sayın Abdullah Gül meclis plan ve bütçe komisyonunda yaptığı konuşmada Kıbrıs Türklerinin hayal kırıklığı içinde olduğunu söyledi. Yani Kıbrıslı Türkler çok mutludur, hayatlarından çok memnunlar, ne kadar iyi yaptık biz herşeyi dersek kendi kendimizle de çelişki içine düşebiliriz. Bu hükümet bunu söylemiyor. Yani bizim Türk hükümeti şu sırada Kıbrıs Türkleri hayal kırıklığı içindedir diyor. Haklıdır, doğru söylüyor. Yani Sayın Gül’ün söylediği doğrudur. Çünkü hiçbir şey elde edemedik. Ne Kuzey Kıbrıs’ın tanınmasını sağlayabildik, ne de bir tek ambargoyu kaldırtabildik bugüne kadar. Hangi bakımdan mutludur Türkler? Efendim işte baskılar vardı eskiden üzerimizde şimdi baskılar kalktı.
Sunucu- Ama son 30 yıldır bu mutsuzluk devam ediyor.
Onur ÖYMEN- Efendim şimdi bu özel bir durum. Yani şu sırada siz büyük bir taviz vereceğinizi ilan etmişiniz ve bir şeyi ümit ederek. Diyorsunuz ki, biz evet dersek, Rumlar hayır derse hemen tanınma için başlayacağız. Sayın Başbakanın sözü. Ondan sonra ne diyorlar? Efendim tanınma için başlamadık çalışmaya çünkü bu ambargoların kaldırılması için çabalarımızı olumsuz etkilerdi. Şimdi o çabalarda sonuç vermedi. Rumlar AB’nin hazırladığı paketi engellediler. Yani şu sırada çok başarılı olduk, iyi ki öyle yapmışız dersek yani halka inandıramayız bu konuda haklı olduğumuzu. Onun için gerçekleri açıkça söylemekten çekinmeyelim, korkmayalım. Gerçekler maalesef Kıbrıs’ta parlak olmamıştır. Hem Kofi Annan planıyla ilgili politikamızın sonucu ortadır. Hem de Kıbrıs’ın üye yapılmasına engel olamamamızın sonucu ortadadır.
Şimdi bunu bir iç politika tartışması olarak biz düşünmüyoruz, hiç düşünmedik. Ve hükümete o zaman biz söyledik. Yani siz dedik şunu yaparsanız en çok biz sizi destekleyeceğiz. Yani hükümetin başarısı Türkiye’nin başarısıdır. Başarısız olursa biz bunu başarı gibi takdim edebilir miyiz? Yani Kıbrıs konusunda maalesef geldiğimiz nokta bu.
Şimdi sorduğunuz sorunun cevabı şu; AB komisyonunun raporundan daha önemli olan, esas önemli olan zirvede alınacak karar. Şimdi bu zirvede alınacak kararda ne diyor? Şimdi Hollanda’nın hazırladığı ilk taslak kamuoyuna bir şekilde sızdırıldı. Şimdi sorduğunuz soruyla ilgili olarak diyor ki, bu konuda diyor bir paragraf koyacağız. Metni yazmamış. Öbür metinleri yazmışta bunu parantez içine koymuş. Diyor ki, buraya bir paragraf koyacağız. Ne koyacağız?
Sunucu- Boş bırakmış orayı.
Onur ÖYMEN- Boşta bırakmıyor. Buraya şöyle bir paragraf koyacağız diyor. Bu görüşmelerin hedefi ile ilgili bir paragraf koyacağız diyor ve burada diyor komisyonun lafına atıfta bulunuyor. Diyor ki, sonucu tayin edilemeyecek, ucu açık bir müzakere. Bu lafı yazacağız buraya diyor. Şimdi sıkıntı verici olan taraf bu. Şimdi bir tek komisyon raporunda söylemiyor bunu. Bir tek komisyon raporu söylese bunu denilebilir ki, efendim öyle yorumlanmaz, böyle yorumlanır filan. Şimdi Fransa Cumhurbaşkanı Shark Sayın Başbakanımızla ve Alman Başbakanıyla Berlin’de yaptığı görüşmeden sonra Paris’e döndüğünde bir açıklama yaptı. Dedi ki, üç tane senaryo var. Üç ihtimal var. Şimdi bunlardan biri bu müzakereler tam üyelikle sonuçlanır ama sonunda biz Fransız halkının onayına sunarız bu takdiri de. Madde iki; sonuçsuz kalır ikinci senaryo. Üçüncü senaryo Türkiye ile AB bir özel statü üzerinde anlaşırlar. Tam üyelik olmayan bir çözüm üzerinde anlaşırlar. Yani sizin önünüze üç senaryo koyuyor Fransa ikisi tam üyeliğe götürmüyor. Bir tanesi de pamuk ipliğine bağlı. Yani bütün tavizleri verseniz, bütün aşamaları geçseniz Fransız onayına sunacak referanduma. Ve diyor ki, bunun için anayasa değişikliği yapacağım diyor. Bugünde istese sunabilir. Yani bugünkü Fransız Anayasasının 11. maddesi Fransa’nın imzalayacağı bütün uluslararası anlaşmaların istenirse meclis tarafından onaylanabileceğini, istenirse referanduma sunulabileceğini söylüyor. Bu yetmez diyor. İç baskılarında etkisiyle Shark Türkiye dostluğu bilinen bir devlet adamıdır. Ona rağmen parti içi baskılar, hükümet içi baskılar, kamuoyundan gelen baskıların sonucunda diyor ki, Anayasamızı değiştireceğiz ve Fransız Anayasasına böyle bir hüküm koyacağız ki, Türkiye’nin üyeliği gündeme geldiğinde referandum zorunlu olacak, halk oyu zorunlu olacak diyor.
Şimdi tablo bu, üç seçenek var. Bir tanesinde tam üyelik en iyi ihtimalle pamuk ipliğine bağlı, diğer ikisinde tam üyelik yok. Şimdi biz bu şartlarda masaya oturabilir miyiz? Biz diyoruz ki, biz masaya otururken Türkiye olarak diyelim ki, biz tam üyelik için masaya oturuyoruz. Tam üyeliğin dışında hiçbir seçeneği kabul etmiyoruz. Onun için şimdiden AB ülkelerine söyleyin zirve kararında tam üyeliğin dışında özel bir statü için bizi masaya oturtmak isteyenler çıkarsa bilin ki, biz o masada yokuz.
Sunucu- Ve şimdiden deklere edilmesi gerekir diyorsunuz.
Onur ÖYMEN- Şimdi mecliste genel görüşme açtık, önerdik. Şimdi genel görüşmede bütün bu görüşlerimizi de anlatacağız. Ama ben hiçbir Türk hükümetinin sonucu özel statü olacak bir müzakereler için masaya oturabileceğini tasavvur edemiyorum. Yani halkı da hiç kimse yanıltmaya kalkmasın.
Sunucu- Sayın Başbakanında bu konuda çok ciddi açıklamaları var. Özel statü kabul etmeyiz kesinlikle tarzında.
Onur ÖYMEN- Dedi, birkaç defa dedi. Dediğiniz doğru.
Sunucu- Açık uçlu olmasına peki?
Onur ÖYMEN- Ucu açık olmak o demek zaten. Yani ucu açık olmanın ne demek olduğu Shark size anlatıyor. Ucu açık olmayı biz başka türlü, bazıları dediler ki, efendim zaman bakımından ucu açık olduğu kastediyor. Yani uzayabilir filan. Bunu zaten başka yerinde söylüyor.
Sunucu- Bugün Dışişleri Komisyonu ucu açık, doğası gereği ucu açık bir süreçte olsa hedef tam üyeliktir tarzında bir açıklama yaptı. Eğer o konulursa belki o işte biraz engellenebilir.
Onur ÖYMEN- Şimdi çıkacak metni göreceğiz. Yani biz uyarı görevimizi yapıyoruz. Yani biz hükümete şu mesajı veriyoruz. Diyoruz ki, tam üyelik için masaya oturun, bizde sizi destekleyelim, millette desteklesin ve Türkiye’yi tam üyeliğe götürmek için her şeyi yapalım. Ama ucu açık denilen, yani sizi nereye götüreceği belli olmayan tam üyeliğin dışındaki seçeneklere bir müzakereye başlatmak Türkiye’nin ileride çok başını ağrıtır diyoruz. Çünkü şuanda Türkiye’nin üyeliğine şiddetle karşı olan bazı büyük siyasi partiler var. Mesela Alman Hıristiyan demokratları gibi. Şimdi bugünkü kamuoyu yoklamaları Almanya’da Hıristiyan demokratları çok önde gösteriyor. Belki değişir seçime kadar.
Sunucu- Fransa’da Maliye Bakanının seçimi kazanmış olması.
Onur ÖYMEN- Şimdi Almanya’da 2006 yılında yapılacak seçimlerde Hıristiyan demokratlar seçilirse bugün açıkça Türkiye’nin üyeliğine karşı olduğunu ilan eden bu parti hükümet sorumluluğunu alırsa bizim tam üyeliğimize yeşil ışık yakar mı, kapıyı açar mı? Gerçekçi olalım. Sarkoski Fransa’da işte iktidar partisinin başına seçildi adam çok açık bir şekilde Türkiye’nin üyeliğine karşıyım diyor. Şimdi bu insanların iktidarda olduğu ülkeler Türkiye’yi üyeliğe taşır mı? Şimdi biz onun için çok gerçekçi olmak zorundayız. Ve bugünden bunu sağlam kazağa bağlamalıyız.
Sunucu- Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıs’ın meşru temsilcisi olarak kabul edilmesi mümkün değildir şeklinde açık bir mesaj gerek. Aynı soru Sayın Öymen çok kısa.
Onur ÖYMEN- Şimdi Türkiye’yi tam üyeliğe götürmeyecek seçenekleri kabul edemeyiz. Bu seçenekler üzerinde masaya oturamayız. Bunlardan biride insanların serbest dolaşımı sürekli olarak kısıtlanmasına ilişkin hükümdür. Başkaları da var ama bu en çarpıcı hüküm.
Şimdi Avrupa Anayasasına atıfta bulunmak bizi kurtarmıyor. Bu hükümeti de kurtarmıyor. Yeni Avrupa Anayasasının hiçbir maddesi AB’nin temel haklarının bir üye ülke için sürekli olarak kısıtlanabileceğini söylemiyor. O bakımdan yani Avrupa Anayasası bundan sonra her şeyi düzenleyecek, geçmişi bırakalım, geleceğe bakalım demekte kurtarmıyor bunu. Şimdi bu bizim için son derece hayati, temel bir konudur. Şimdi 1999 Helsinki zirvesinde bir karar alındı. Denildi ki, Türkiye’ye diğer adaylarla aynı muamele uygulanacak, eşit muamele. Şimdi mevcut adaylar için bu söyleniyor. Yani ileride Arnavutluk için filan bu kastedilmiyor. Doğrudan doğruya mevcut olan üyeler Polonya, Çek Cumhuriyeti onlara ne yaptıysak size de onu yapacağız. Bakıyoruz onu yapmıyorsunuz. Şimdi buna itiraz etmek bizim hakkımız değil mi, bizim görevimiz değil mi? Bunu yapacağız. Şimdi bundan hükümet mi sorumlu? Bu metni hükümet mi yazdı? Arkadaşımız çok haklı hükümet yazmadı. Hükümeti biz bunun için eleştiremeyiz. Çünkü bu AB’den gelen bir metin. Ama hükümeti şunun için eleştiririz. Bu metni aldığınız zaman 250 sayfa bir okumadan, değerlendirmeden, bu mahsurları görmeden siz iki saat içinde buna olumlu ve dengeli bir metin derseniz onun için eleştiririz ve eleştiriyoruz. Yani böyle bir şey dediğiniz zaman sonra bu metnin iyileştirilmesine nasıl çalışırsınız? Size demezler mi siz kendiniz bunu olumlu ve dengeli buldunuz diye. İki saatte nasıl okudunuz bunu?
Sunucu- 17 Aralık’a kadar neler yapmalıyız?
Onur ÖYMEN- 17 Aralık’a kadar bu metnin bu haliyle kabul edilemeyeceğini AB ülkelerine çok net anlatmamız lazım. Biz böyle yuvarlak laflar koyarsak belli, açık, sarih bir tutumla çıkmazsak ortaya tutumumuz şudur, şunları kabul ediyoruz. AB müktesebatını aynen kabul ediyoruz. Diğer devletlerin kabul ettiği her şeyi aynen kabul ediyoruz. Ama hiçbir devletin kabul etmediği, hiçbir metinde şimdiye kadar yazılmayan, sadece Türkiye için öngördüğünüz kısıtlamaları kabul etmiyoruz. Bunu söylemek çok mu zordur? Kıbrıs’ı feda etmeyi kabul etmiyoruz. Bu kadar açık.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.