Sky Türk – İlerleme Raporu Hakkında Mülakat

ONUR ÖYMEN
SKY TÜRK – 8 Ekim 2004

Sunucu- CHP dünkü MYK toplantısında gerçekten de son derece önemli bir karar aldı. İlerleme rapordaki olumsuz ifadelerin çıkarılması için iktidar ve muhalefetin 17 Aralığa birlikte çaba sarf etmesi gerektiği tespitini yaptı. CHP önümüzdeki sürece nasıl hazırlanacak, konuğumuz Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen.

İlerleme raporu bir fırtına gibi esti, çıktı çıkıyor derken çıktı. Ama şimdi birazda galiba anlamaya çalışıyoruz. Ben ilk önce sizin yorumunuzu almak istiyorum.

Onur ÖYMEN- Maalesef basının bir bölümünde bayram havası içinde bu verildi. Halbuki daha serin kanlı bir değerlendirme yapmamız gerekiyordu. Bizim kanaatimizce bu raporda çok büyük bir memnunluk duyduğumuz izlenimini vermemiz hükümetin işini zorlaştırır. Önümüzdeki dönemde 17 Aralığa kadar hükümetin bu raporu iyileştirmek için sarf edeceği çabalara yardımcı olmaz. Türkler, bundan ne kadar memnun derler. Demek ki bundan daha iyisine layık olmadıklarını kendileri de biliyorlar.

Halbuki biz Türkiye’nin bundan daha iyisine layık olduğuna inanıyoruz. Talepkar olmak lazım. Şimdi burada can alıcı noktalar şunlar; 1999 yılının Aralık ayında Helsinki’de yapılan zirve toplantısında Türkiye’nin resmi adaylığı kabul edildiğinde denildi ki, Türkiye’ye diğer adaylarla eşit muamele yapılacaktır ve bize defalarca bunu ifade ettiler. Yaptığımız çalışmalarda yıllardan beri bunu söylediler. Hiç merak etmeyin size diğer adaylarla eşit muamele yapacağız diye.

Şimdi çıkan rapora bakıyoruz, diğer adaylarla eşit muamele değil bu rapor. Bir kere bunu tespit etmek lazım. Örneğin Türk işçilerinin serbest dolaşımına kısıtlama getirilmesi maddesi diğer ülkelerin raporlarında yok. Bunu ayraca AB’in temel direkleriyle bağdaştırmakta mümkün değil. AB’nin 4 temel unsurundan bir tanesi insanların serbest dolaşımı.

Buna sürekli olarak kısıtlama getirebiliriz diyorsunuz. Yani Türkleri bu haktan mahrum edebiliriz. Bunu yaptığınız zaman tam üye olmazsınız. Diğer bütün ülkeler tam haklardan yararlanacak Türkiye kısıtlı haklardan yararlanacak. Böyle tam üyelik olur mu? Adı konmamış bir özel statü olacak. En tehlikeli maddesi bu.

Bunun dışında gene diğer ülkelerin metinlerinde gördüğümüzü pek hatırlamadığımız maddeler var. Mesela ucu açık olacak. İfadesi. Yani Müzakerelere başlamak bunun tam üyelikle sonuçlanacağının garantisi değildir. Başka şeyde olabilir diyor. yani ne olabilir? Gene özel statü olabilir.

O bakımdan bunları mutlaka değiştirmek lazım. son metinde bunların olmaması lazım. ayrıca müzakere süreci içinde öngörülen yöntem diğer ülkelerden farklı. 31 bölüm var. her bölüme başlamadan önce belli kriterler koyacak AB. Siz bu kriterlere uyarsanız ancak müzakereler başlayacak.

Sunucu- Diyelim ki, her bölümün sonunda tekrar bir denetim yapılmış mı yapılmamış mı?

Onur ÖYMEN- Daha görüşmeye başlamadan bir kere denetime tabi tutacaklar sizi. Birde bitirmeden önce bir kere daha yeni hedefler konulacak ve bunlara uyup uymadığınız denetlenecek.

Bir başka farklılık şu; 2014’den önce üye olamayacağımız fiilen yazılı raporda. Halbuki, yaptığımız temaslarda, özellikle Danimarka Dışişleri Devlet Sekreterinin bize söylediği şu idi, eğer Avrupa’da siyasi irade oluşursa iş sadece bütçeye kalırsa Türkiye için ilave bütçe çıkarılabilir dedi. Bu teknik olarak mümkün ama rapora baktığınız zaman sanki bu imkansız gibi gözüküyor.

Diğer ülkeler için böyle şu tarihten önce üye olamaz, kayıtları yokken bizim için var. belli ki bunu hiç değilse ileriye atmak, mümkünse sulandırmak, mümkünse tam üyelikten farklı çözümleri de gündeme getirme eğilimleri var.

Komisyonda bu eğilim var mıydı? Bizim bildiğimiz yoktu. Çünkü Verheugen Türkiye’ye geldiğinde daha bir iki hafta önce ne dedi? İlave koşul koymayacağız dedi. Peki şimdi niye koydunuz? Demek ki, komisyon üzerine büyük baskılar oldu. Verheugen’e büyük eleştiriler oldu.

Fırtına esti. Bazı ülkelerin hükümetlerinin bu yüzden çatlaması, bozulması tehlikesi çıktı ortaya, mesela Avusturya Başbakanı Verheugen’e çok sert eleştirilerde bulundu. Siz nasıl böyle vaatlerde bulunursuz diye. Avusturya hükümetinin iki koalisyon ortağından bir tanesi aşırı milliyetçi bir parti, eğer üyelik tarihi verilirse Türkiye’ye koalisyondan çekiliriz dedi. Fransa’da çok ciddi tepkiler var. Başbakan, muhafazakar partilerden birinin başkanı, bunlar öteden beri Türkiye’nin üyeliğine karşılar. Tarih verilmesine karşılar. Şimdi Cumhurbaşkanı Chirac’da kalktı Türkiye’nin üyeliği için Fransa halkının referanduma gitmesi şartını getireceğiz. Bunun için Anayasamızı değiştireceğiz dedi.

Bu o kadar çifte standarttı ki, şimdiye kadar bu diğer son giren üyeler için yapmamışsınız, 32 senedir uygulamamışsınız hiçbir ülkeye tam üyelik safhasında referandumu. Türkiye’ye uygularken demiyorsunuz ki, bugünden sonra üye olacak ülkelere uygulayacağız. Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan’a da uygulamayacaksınız. Türkiye’ye sıra gelince uygulayacaksınız. Ondan sonrada başka ülkeler olursa onlara da uygularız diyorsunuz.

Bunu da Anayasanızın içine koyacaksınız. Peki bugünkü Fransa Anayasasına göre bunu yapamaz mısınız? İsterseniz yapabilirsiniz. Fransa Anayasasının 11.maddesi var. Bu diyor ki, uluslar arası antlaşmalar ya meclisler tarafından onaylanır veya referandumla.

Buna rağmen siz referandumu zorunlu kılıyorsunuz. Kendinizden sonraki Fransız Cumhurbaşkanlarını da bağlıyorsunuz.  Yani diyelim ki, biz bütün konularda anlaştık, mutabakata vardık, her şeyi bitirdik, anlaşmayı da imzaladık ama onay safhasına geldiğinde Fransız halkı “hayır “ derse biz giremeyeceğiz AB’ye.

Böyle bir tablo çıkıyor ortaya. Şimdi  denilebilir ki, bu sonraki iş, şimdiki iş değil. 10 sene ne olur ne biter. Ama hükümet etmek ileriyi görmek demektir. Hükümetin yalnız bugünü kurtarmaya çalışmaması lazım.

Sunucu- Üstelikte baştan bu tür girişimlere itiraz ediyor olmak herhalde çok önemli.

Onur ÖYMEN- Şimdi eğer ileride böyle bir durum çıkarsa karşımıza o zamanki insanlar sormayacak mı? 2004 yılında Türk hükümeti niye bunu görmedi diye? Niye girişim yapmadı? Niye Fransa’nın bu yola gitmesine engel olmadı demeyecekler mi veya rapordaki bu olumsuz ifadelerin iyileştirilmesi niçin çaba sarf etmedi?

Bunun için bizim görevimiz muhalefet olarak bir taraftan kamuoyunu ve hükümeti uyarmak bu eksiklikler konusunda bir taraftan da hükümetin iyileştirme çabalarına destek olma, yardımcı olmak. Biz diyoruz ki, 17 Aralığa kadar hükümetin bu metni iyileştirmek için sarf edeceği çabalara destek olacağız, yardımcı olacağız. Biz bunu söyledik, Genel Başkanımızda söyledi. Biz bunu milli bir dava gibi görüyoruz. Sadece bir hükümet mal edilecek bir konu değil.

Sunucu- Kesinlikle değil ve önümüzdeki 10 yılın bütün hükümetlerinin davası aslında bu.

Onur ÖYMEN- Bütün hükümetlerin davası. O bakımdan biz hükümet diyoruz ki, “gelin beraber çalışalım, size destek olalım” zaten bunu yapıyoruz. Ben daha iki gün önce Atina’dan geldim. AKP’ye mensup arkadaşlarımızla Yunanistan Dışişleri Bakanını ziyaret ettik. Meclis Başkan Yardımcısını ettik. Ben ana muhalefet partisi başkanını ziyaret ettim ve daha önce İtalya’da aynı işi yaptık, başka ülkelerde yaptık.

Netice itibariyle biz zaten AKP’li milletvekilleriyle beraber çalışıyoruz. Yurt dışındaki temaslarda, Türkiye’ye gelen heyetlerle görüşürken vs. O bakımdan diyoruz ki, şimdi şu andan itibaren hepimize düşen görev çok yoğun bir çaba sarf etmek.

Biz şimdi pazartesi günü AKP’lilerle beraber Paris’e gidiyoruz. Nicedir bunu yapıyoruz. Orada Fransız yetkililerle bunları görüşeceğiz. Ama hükümete diyoruz ki, daha kapsamlı bir işbirliği yapabiliriz, eğer hükümet arzu ederse.

Sunucu- Daha kapsamlı işbirliği derken neyi kasdediyorsunuz?

Onur ÖYMEN- Burada önemli olan şu; maalesef bu konulardan üst düzeyde diyalogumuz yok hükümetle. Hükümetle karşı karşıya oturup tecrübelerimizi ve bilgilerimizi birbirimize aktaramıyoruz. Hükümet tek başına çalışmayı tercih ediyor. Belki bazı danışmanları var. Dışişlerinin telkinlerini herhalde dinliyorlardır. Ama muhalefet olarak bizim tecrübelerimizden, bilgimizden, önerilerimizden yararlanmak için bizimle yüz yüze konuşmaları lazım. Meclis Dışişleri Komisyonu bunun için var. Meclis Dışişleri Komisyonuna geleceksiniz, orada iktidar-muhalefet Dışişleri Bakanıyla birlikte tartışacak bu konuları.

Şimdi işin bu kısmı biraz aksıyor.

Türkiye’ye karşı çok haksızlık yapıldığı doğrudur. Yani Avrupa’daki siyasi çevrelerde bazı hatta hükümet çevrelerinde Türkiye’ye karşı haksızlık yapıldığı çok doğrudur. Biz bunu her zaman dile getirdik. Çifte standartlardan yakındık. Haksızlıklardan yakındık. Biz bunları söyleyince bazıları siz AB’ye karşı mısınız bile dediler. Farkında değiller ki, biz bu sözleri AB’ye girmemizi güçleştirmek için değil tam tersine en iyi koşularda girmemiz için yapıyoruz. Haksızlığa boyu eğerseniz işte önünüze böyle bir rapor gelir. Herşeyi biz kabul etmeye hazırız havası verirseniz, bize bir tarih verinde ne olursa olsun havası verirseniz bu izlenimi uyandırırsanız herkes size en ağır koşulları koşar. Ama siz kendi çıkarlarına sahip bir devlet görünümü verirseniz, haklarınızı korursanız, haksızlıklara karşı çıkarsanız o zaman tabi daha dengeli bir raporla, önerilerle karşı karşıya gelirsiniz.

Şimdi her şey bitmiş değil. Komisyon raporu bağlayıcı değil. Geçmişte gördük komisyon raporlarından farklı bir şekilde konseyin, yani hükümetlerin kararlar alabildiğini biliyoruz. Şimdide bu olabilir. Yeter ki, biz bugünden itibaren hiç gecikmeden, çok yoğun bir çabaya girişelim. Ne isteyeceğimizi bilelim.

Raporda eksikler var. raporda yanlışlar var. Raporda muğlakılar var. raporda haksızlıklar var. Bütün bunların dökümünü çok iyi yapmak lazım. mesela şimdi biz biliyoruz ki, işçilerle ilgili sürekli kısıtlama getirilmesi öneriliyor ama ondan bir cümle önce tarımla ve uyum politikalarıyla ilgili de bazı kısıtlamalar getirilebileceği söylenir veya bu izlenim veriliyor. Bazı tedbirlerden bahsediliyor. Nedir bu tedbirler? Belli değil. Komisyon bu konularda önerilerde bulunacaktır diyor.
Türkiye’nin yaptığı yasal reformları övüyor fakat bunları yetersiz buluyor. Mesela onların tabiriyle Kürt konusunda şimdiye kadar bütün yaptıklarımız, yasa değişiklikleri, TV’lerde konuşma hakkı, kurslar vs. bütün bunları hepsi diyor sadece bir başlangıçtan ibarettir.

Alevilerden de azınlık olarak bahsetme yoluna gidiyor. Şimdi dini özgürlükler konusunda herhalde zannediyorum ki, İstanbul’daki Rum Patriği çok mutlu olmuştur. Yunan basınının yazdığı doğruysa Patriğin verdiği liste olduğu gibi girmiş rapora. Ne istiyorsa hepsi var. Gökçeada’daki Rumlardan tutun buradaki mülkiyet hakları vs. Uzun uzun bunu anlatıyor ve öyle bir izlenim yaratılıyor ki, Türkiye’de din özgürlükleri kısıtlıdır yabancıları diye.

Biz iki gün önce Atina’daydık. Birde oradaki Türklerin din özgülüğüne bakalım. O nedir? Bunu kimse tartışmıyor. Orada mesela bizim müftüleri seçmemize izin vermiyorlar, anlaşmalara aykırı olarak halkın seçtiği insanları vakıflarımızın başına getirmemize izin vermiyorlar. Cunta zamanından atanmış insanlar vakıfları yürütüyor. Bir sürü kısıtlamalar var. Bunlardan bahis yok.

Ben bunları Verheugen’e sordum. Nasıl oluyor, siz bizden bunları istiyorsunuz ama kendi ülkelerinizde üyelerinizde bunlar oluyor. Dedi ki, bizim sözümüz sadece adaylara geçer. Biz üye olduktan sonra ülkelere bir şey diyemeyiz dedi. O da kabul ediyor ki, bir ikilem var ortada.

Bütün bunları Türkiye’nin çok iyi hazırlanarak masaya koyması lazım. ciddi bir devlet görünümü sergilemesi lazım.

Sunucu- Ama sözü sadece adaylara geçiyorsa problemli olarak içlerine aldıkları Rum kesimine de geçiremedikleri bir sürü söz var. Türkiye içinde her önümüze geleni kabul edeceğiz diye bir tablo yok o zaman zaten.

Onur ÖYMEN- Rumlar tabi üye olduktan sonra orada söz sahibi ve bu raporu dikkatle okursanız size diyor ki, bütün üye ülkelerin katılımıyla oluşan hükümetler arası konferans bu işe karar verecektir. Yani 25 ülkenin oyuyla girecekseniz, haberiniz olsun. Bunun manası Kıbrıslı Rumları da tanımak zorundasınızdır. Çünkü onların oyuna ihtiyacınız var. Diplomatik dille yazılmış ama bunlar yazıyor. Sonra bir şey daha söylüyor. Bir rapor daha yazacak komisyon. Bu yeni raporda da yeni beklentiler olacak. Şimdiye kadar bize söylenenden farklı daha fazla. Çünkü mevcut reformları uygulayın demiyor sadece. Uygulayın ve genişletin diyor. demek ki, yeni bir paket gelecek önümüze. Ne olacak bu paket, onu da bilmiyoruz.

Başka bir sürü hüküm var içinde. Bir kısmı bizimde söylediğimiz şeyler. Filvaki dokunulmazlıkların kaldırılması gibi öneriler var. yolsuzlukla, rüşvetle, suiistimalle mücadelede Türkiye yeterli değildir diyor. Bu konuda beklentiler var. Yani raporun bütün söylediği laflarda yanlıştır, kötüdür dersek haksızlık yapmış oluruz. İçinde olumlu unsurlarda var. Ama dediğim bu sakıncalar gerçekten ileride bizim üyelimizi riske atabilecek, tehlikeye düşürebilecek unsurlardır. Onun için biz diyoruz ki, bu konuları birlikte değerlendirelim, bizden de bir katkı istiyorsanız bu katkıyı vermeye hazırız. Bizden yararlanın. Bizim tavsiyelerimizden yararlanın. Bizim tecrübemizden, birikimimizden yararlanın. Bunu bir milli mesele olarak götürelim.

Sunucu- Sayın Öymen, önümüzde 2,5 aya yakın bir süre var. AB çalışma grubu da oluşturuyor yanılmıyorsam CHP. Önümüzdeki 2,5 ay ne yapacak CHP? Ne yapılması gerekiyor onu da alalım sizden.

Onur ÖYMEN- CHP olarak biz gerçekten Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini çok önemli bir milli dava sayıyoruz. Onun için bu sonuca ulaşılması için her türlü çabayı yapmaya hazırız. Biz mesela Avrupa’daki sosyalist partilerle görüşüyoruz. Ben daha iki gün önce Yunanistan Sosyalist Partisi Başkanı Papendreu ile görüştüm ve onun tam desteğinin olduğunu öğrenmekten memnun oldum. 10 gün önce İtalyan Sosyalist Partisi Başkanıyla görüştüm. Sosyalist Enternasyonal Başkanıyla Lizbon’da görüştüm. Sayın Genel Başkanımız çok daha fazla temas yaptı, birçok siyasi şahsiyetle görüştü.

Bütün mesele bu önümüzdeki dönemde hiç hata yapmamaktır. Bakın bu zina hatası bize çok pahalıya mal oldu. Batı basını da yazıyor. Belki raporun bu kadar ağırlaştırılmasının unsurların biri bu oldu. Çünkü her gittiğimiz yerde AKP’li milletvekillerine ve bize diyorlar ki, bundan hükümetinizin böyle bir iş yapmayacağına nasıl emin olabiliriz. Bir şerit hevesiyle yasalarda değişiklik yapmak istemeyeceğini nereden bilebiliriz.

Şimdi bizim hükümete telkinimiz şu; Sayın Başbakan hala rapordan sonra Türkiye’nin İslam alemiyle batı arasında köprü rolü oynayacağını, bu ilişkileri yumuşatacağı söylüyor. Burada biraz ciddi olalım. Biz İslam aleminin halifesi değiliz. Biz laik ir ülkeyiz. Türk halkı Müslüman’dır. Ama Türk devleti laiktir. Çağdaş bir devlettir. O bakımdan biz bütün Müslümanları sözcüsü gibi Avrupa’da konuşamayız. Hiçbir Müslüman ülke bize böyle bir yetki vermemiş. Fransa Mısır’la ilişkilerini geliştirmek istese Türkiye’den mi yardım istiyor. İngiltere Ürdün’le görüşeceği zaman bize mi soruyor ne konuşalım diye.

Böyle yanlış izlenimler uyandırmayalım. Biz İslam ülkelerinin temsilcisi değiliz. Bu birincisi. İkincisi din unsuru sürekli olarak ortaya çıkarak Avrupa ülkelerinin fikrinde ve bazı grupların kafasında tereddütler uyandırıyoruz. Halbuki biz oraya çağdaş ve laik bir ülke olarak, Atatürk’ün cumhuriyeti olarak AB’ye gireceğiz. Yoksa şeriatçı özlemleri olan bir ülke gibi girip Avrupa’daki bütün dengeleri alt üst gibi bir niyetimiz yok.

O bakımdan hükümete düşen görev çok net bir tercih yapmaktır. Ya laik ve çağdaş bir ülkenin temsilcileri olduğunuzu hissettireceksiniz, kendiniz hissedeceksiniz, karşınıza hissettireceksiniz veya daima din unsurunu ön plana çıkartacaksınız. O zaman da bu tepkilerle karşı karşıya geleceksiniz.

Burada bize çok büyük bir görev düşüyor. Hiç hata yapmamamız lazım. Zina gibi bir konuyu veya ona benzer bir konuyu Türkiye’deki rejimi din esasına göre değiştirme özlemi içinde olduğunuz izlenimi verebilecek herhangi bir konudan bahsetmemek lazım, söz söylememek lazım. Çağdaş laik insanlar olarak Avrupa’ya gireceğimizi söylemek lazım.

Bunun dışında da eğer eksiklerimiz varsa ki vardır, İşkenceyle mücadele konusunda olsun, özgürlükler konusunda olsun, uygulamayla ilgili olsun, bunları da süratle gidermek lazım. Koz vermeyelim. Bizi destekleyenlerin elini zayıflatmayalım.

Bütün bu konularda biz CHP olarak büyük bir sorumluluk duygusu içinde, hiçbir iç politika düşüncesi aklımıza gelmeden her türlü desteği hükümete vereceğimizi bu vesileyle bir kere daha söylüyoruz.

Sunucu- Çok teşekkür ediyoruz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.